-


Henüz hava güneşli. Samyeli esiyor. İşaret parmağını yala ve havaya kaldır. Rüzgarın yönünü böyle hiçbir zaman bulamazdım.
Tupturuncu leziz bir Washington portakalını anımsatan güneş batıyor köpeklerin sürüyle gezdiği “dikkat geyik çıkabilir” levhalı yolların üzerinde. Kovalar, kürekler ellerimizde, eve dönüyoruz. Her gün inşa ettiğimiz kumdan bir kalenin surlarını güçlendirip deniz kabuklarıyla süslüyoruz etrafını. Hava şimdilik güneşli. Ellerimizde denizin tuzu, kokusu. Dudaklarımız susuzluktan çatlayana kadar sereserpe kumlarda uyuyacağız. Ruhumuz şimdilik yaz akşamı serinliğinde içilen bir içki kadar hafif. Hava şimdilik güneşli. Kilometreleri sayıyoruz. Az kaldı.

26 Aralık '13

Evler, Mutfaklar ve Yitirmek Üzerine

 Müzik

 Gözlerim kan çanağına dönmüş. Aynada dikkatlice bakıyorum bir şey mi kaçtı diye. Bakıyorum, sanki babamın gözleri. Kaşı gözü aynı babası, diyorlar benim için. Huyum suyum da ona benziyor. Üzülmüyor değilim. Asabiyet çekilir dert değil çünkü ve asabiyet çoğunca kalp kırmaktan başka işe yaramıyor.
 Eskiden anahtar taşımazdım, eve geldiğimde kapıyı annem açardı. Kardeşim evde olurdu. Babam akşam gelirdi. Beraber yemek yenirdi beyaz zeminli, bordo kenarlı mutfak masasında. En son ben kalkardım sofradan çünkü salatanın en güzel yeri dibidir. Ekmeğin içini banıp yerdim. Ben kalkana kadar sofra toplanırdı.
 Yemekten sonra çay demlerdik. Babam koca göbeğinin üstüne bir kase koyar, elindeki kaseden alıp çitlediği çekirdeğin kabuğunu da o kaseye atardı. Herkes televizyon izlerken çekirdek çitlerdi çünkü çekirdek çitlemek yüksek derecede bulaşıcı bir etkinliktir. Bu yüzden hep en büyük paket çekirdek alınır, en fazla iki güne de bitirilirdi. Bayat çekirdek zaten lezzetli olmuyor.
 Gel gelelim artık çekirdeklerin tatları da farklı. Acılısı var, soslusu var, bol tuzlusu var, light’ı var. Var da var yani. Fakat hala kolanın yanında eşantiyon bardaklar oluyor. Bu sonsuz ve eskimeyen bir kampanya, tıpkı Mengen Kurabiyesi gibi.
 Halam anlatıyor, eskiden babaannem çok yaparmış bu kurabiyeden ama şimdi markette satılanlar gibi değil. O yuvarlak yaparmış kurabiyeleri. Özelliği bayatlamamasıyış. Hiç eksik olmazmış mutfaktan, gider gelir yermiş herkes. Şimdi ben her gün kurabiye yesem, elli kiloyu beşe katlarım. İyi ki bizim mutfaklarda böyle şeyler yok.
 "Mutfaklar" diyorum. Birden fazlalar. Dört evim var, dördü de benim değil. Dördüne de ait değilim. Dördünde de eksik kalıyorum. Birinde annem olmuyor, birinde babam gelmiyor. Kardeşimi evde bulamıyorum. Bazen kendimi bulamıyorum. Mengen Kurabiyeleri bile bayatlıyor ve belki on yıldır annemin patates çorbasından içmedim. Ağzımızın tadı mı, ruhumuzun neşesi mi, gözlerimizin feri mi bilmiyorum ama her gün, ufak ufak, bir şeyler kayboluyor. Farkında olmadan yitip gidiyoruz giden günlerle.

-

"St Peters’e gittiğimde ilk dönem boyunca hep evi özledim. Evi özlemek biraz deniz tutmasına benzer. Ne denli felaket bir şey olduğunu sizi tutunca anlarsınız. Anladığınızda da tam midenizin yukarısında bir yerlere vurur ve siz artık ölmek istersiniz. Tek çare hem ev özlemi hem de deniz tutmasında, insanın ansızın iyileşmesidir. Birincisi okulun kapısından çıkar çıkmaz geçer, ikincisi ise gemi limana girer girmez iyileşir."

-Roald Dahl

Fiiller

Öyle bir an oluyor ki aldığım ufacık bir nefes tıkayıveriyor gırtlağımı. Tıkanma, ardından gözyaşını getiriyor fakat ağlamamak gerek. Çünkü, öyle işte.
Bunca zaman içimde parça parça biriktirdiğim her bir hece koca bir heyelan gibi ağzımdan, gözlerimden, parmaklarından çıkıp akmak istiyor ama darmadağın, kalabalık. Bir araya gelip anlamlı bir şekilde kurabildikleri tek bir sözcük var beynimde. Bir iş, bir oluş bildiriyor, emir kipiyle. Olumsuz yapıda bir sözcük. Diğer her şey gibi işte.
Olumsuzluklar asla peşimizi bırakmıyor.
Fakat ben şimdi sana bundan daha fazlasını anlatırsam eğer siyah yapraklı defterim ve çirkin el yazım anlamını yitirir.
O yüzden susuyorum. Şimdiki zaman ve birinci tekil şahıs olarak.

Share it