-

"St Peters’e gittiğimde ilk dönem boyunca hep evi özledim. Evi özlemek biraz deniz tutmasına benzer. Ne denli felaket bir şey olduğunu sizi tutunca anlarsınız. Anladığınızda da tam midenizin yukarısında bir yerlere vurur ve siz artık ölmek istersiniz. Tek çare hem ev özlemi hem de deniz tutmasında, insanın ansızın iyileşmesidir. Birincisi okulun kapısından çıkar çıkmaz geçer, ikincisi ise gemi limana girer girmez iyileşir."

-Roald Dahl

Fiiller

Öyle bir an oluyor ki aldığım ufacık bir nefes tıkayıveriyor gırtlağımı. Tıkanma, ardından gözyaşını getiriyor fakat ağlamamak gerek. Çünkü, öyle işte.
Bunca zaman içimde parça parça biriktirdiğim her bir hece koca bir heyelan gibi ağzımdan, gözlerimden, parmaklarından çıkıp akmak istiyor ama darmadağın, kalabalık. Bir araya gelip anlamlı bir şekilde kurabildikleri tek bir sözcük var beynimde. Bir iş, bir oluş bildiriyor, emir kipiyle. Olumsuz yapıda bir sözcük. Diğer her şey gibi işte.
Olumsuzluklar asla peşimizi bırakmıyor.
Fakat ben şimdi sana bundan daha fazlasını anlatırsam eğer siyah yapraklı defterim ve çirkin el yazım anlamını yitirir.
O yüzden susuyorum. Şimdiki zaman ve birinci tekil şahıs olarak.

Turuncu Japon Balığı

Doğduğumuz günkü kadar yalnızız, diyemeyiz. Doğduğunuzda size saf bir aşkla bağlı olan, size baktıkça sizin gerçekten büyüleyici bir varlık olduğunuzu düşünen ve muhtemelen size zarar gelmesin diye elinden geleni yapabilecek olan kusursuz aşıklarınız vardı. Geçen her bir gün sizi büyütürken onların da size olan hassasiyetini azalttı. Ve bir gün, şuan içinde bulunduğunuz koca bok çukurunun içine düştünüz tıpkı Alice’in o uçsuz bucaksızmış gibi görünen tavşan deliğine fark etmeden düştüğü gibi. Odanızda tek başınıza, yer yer is lekeli beyaz tavana gözlerinizi dikip o içinde bulunduğunuz koca tek başınalığınızı sorgularken, çevrenizde sizinle beraber yolda yürüyen fakat sizin o çukura düşüşünüze aldırış etmeden yoluna, hayatına devam eden insanları ve kahkahalarını fark edersiniz. Siz kanalizasyon borusunda, pislik içinde, karanlık ve nemli o çukurda yapayalnız yürürken, mazgallardan süzülen gün ışığını ve birlikte yürüdüğünüz-ü zannettiğiniz- insanların ayaklarını, gölgelerini görürsünüz. Kimse sizi fark etmez. Ölen bir Japon balığını klozete atıp sifonu çeken cani insanlar yer yüzünde salınmaktadırlar. Turuncu Japon balığının hiçbir günahı yoktur oysaki.

"Yapılan araştırmalara göre, reddedilme/yok sayılma durumu beyin tarafından fiziksel bir acı olarak algılanıyor. Beynimiz, sosyal çevrede reddedilmeye ve fiziksel yaralanmalara karşı aynı tepkiyi veriyor."

Her yanım et kesiği, her yanım yara bere. Büyüyorum anne. Kollarımı kırıyorlar.

Kirpik

Fonda gürültü var.
Fonda gri bir şeyler.
Pencereler ardından bakıyorsun bugün.
Birkaç küçük su lekesi 
ve bir kirpik düşüyor önüne.
Fonda biraz tütün ve kahve kokusu
Bahar rüzgarı geçiyor içinden
ve erik ağaçları taç yapraklarını döküyor
Aylardan Mart, günlerden Salı.
Huzur, diyorum, bir metrenin arasında saklı.
Eladan yeşile kaçıyor gözlerin
Havadan mıdır, bilemiyoruz.
Öyle güzel, öyle sakin bakıyorsun
Pencerenin ardından.
Ve bir kirpik düşüyor önüne
Dilek dileyip üfürüyoruz uzaklara.
Kaçamadan daha dizlerine düşüyor.
Erik ağacının taç yaprakları, senin uzun kirpiğin,
bir rüzgar süpürüyor hepsini.
Yel aldı, diyorum.
Elde kalan salt tütün kokusu.

Share it